
Topkapı istasyonu
Santralistanbul'a toplu taşımayla gitmek için Silahtar'ı bilmek gerekiyor. Silahtarağa'yı bilseniz de, oranın adı toplu taşıma sistemi bünyesinde çalışanlar için Silahtar.
İETT'nin "nereden-nereye-nasıl giderim?" hizmeti, iyi çalışıyor. Yani bir yerden bir yere nasıl gideceğinizden emin değilseniz, Silahtar ve mesela Zeytinburnu yazarak -zamanlar yanlış hesaplanmış olsa da- gideceğiniz rotayı ve otobüs hatlarını öğrenebiliyorsunuz. Haritalarla aranız iyiyse ya da biraz fazla iyiyse ve rotanızı görmeden rahat edemiyorsanız, onu da yapabiliyorsunuz. Tek sorun, otobüslerin diğer toplu taşıma araçlarıyla entegre olmaması. Yani aslında metroya binebilecekken sizi başka bir otobüse yönlendiriyor olması. Ama bu alternatifi de haritadan çıkartabiliyorsunuz.
Neyse, dünya için eski ama İstanbul için o kadar da eski olmayan ve bu şehrin tarfiğinde haliyle çalışması zor olan bu sistemi, sistematik bir Alman kafasıyla kullanabileceğinizi sanıyorsunuz ama elbette o kadar kolay olmuyor. Otobüsler tabii ki, yaklaşmakta olduğunuz durağı önceden haber verip size hazırlanma süresi sağlamıyor, elbette ineceğiniz durağı kaçırabilirsiniz, elbette kaçırabilirim paniği yaşayabilirsiniz, diğer yolcuları ve şoförü sorularınızla taciz edebilirsiniz, ama aslında belki de siz kimseyle iletişim kurmadan gideceğiniz yere gitmek isteyebilirsiniz, ki iett'nin online olarak verdiği hizmetin temel amacı da budur.
(belki de siz de sürekli kafanızdaki "olması gereken"den bahsetmeyi kesmelisiniz sayın yazar)
Geyiği kesip asıl konuya dönersek, benim gibi metro sembolünü gördüğünüz gibi -hop!- Topkapı-Habibler (T4) metro hattının Demirkapı istasyonunda kendinizi bulabilir, ardından görevlilerin çeşitli önerileriyle (bu önerilere diğer ana caddeye yürüyüp dolmuşa binmek, yeniden otobüse binmek gibi seçenekler de dahil) Zeytinburnu'na varabilirsiniz. Bu arada "Biz ne metrolar gördük" diyerek paniğe kapılmayabilirsiniz. Zira hedefe kilitlenmek yerine, normalde geçmediğiniz duraklardan geçerken çevrenize bakıp, hakkında atıp tuttuğunuz ama k..nızı kaldırıp da gitmediğiniz yerleri gördüğünüz için iyi hissedebilirsiniz. Bütün işiniz-gücünüz, eşiniz-dostunuzla birlikte İstanbul'da yaşayıp kentin 1930'lardan beri kullanılan kısmına sıkışıp kaldığınız için normalde Sağmalcılar'a gitmiyor olabilirsiniz. Zira üzerinde her konuştuğunuz yerde 5 sene oturamayacağınızı, bunu size söyleyen kişiler de bilmektedir.
Sonuç olarak İstanbul'un kürselleşmesini, nasıl da önemli bir metropol olduğunu, şöyle-böyle geliştiğini, insanların -vah vah- durumunu konuşan kişilerin hiç duymamış olabilecekleri bir semtin ismini önlerine alıp normal bir insan gibi toplu taşımayla oraya gitmelerini öneriyorum. Bunu gerçekten de öneriyorum, böyle bir yazı dizisi olsa, mimarlar, şehirciler, mimarlık tarihçileri kendilerine tesadüfen verilmiş bir semte gitseler... Elbette elinde Paris haritasıyla Barselona gezen bir tür entellektüel kaşif ruh haline kapılmadan... Sonra da bu yolculuklar hakkında ciddi ciddi yazsalar, şok olmadan, hikayeleri olduğundan ilginç hale getirmek için yoksunluk durumlarını abartmadan, durumu tarif etmeyen referanslar verip durmadan, mızmızlanmadan, "cümle içinde "bizim insanımız" gibi kalıplar kullanmadan ya da "onlar"laştırmadan. Ben bunu yapabilecek çok az kişi tanıyorum.
(Onların da peşini bırakmıyorum...)Biri belki geçtiği yerlerin tarihine referans verecektir, ötekisi sosyo-ekonomik durumunu bilecektir, bir başkası geçerken çok etkileyici bir manzara görecektir, belki de bir başkası zaten oradan sürekli geçiyordur ve hep aklından geçen bir şeyler vardır...
Belki de salakça bir fikirdir bu bahsettiğim ama ne zamandır saçma sapan fikirler bile gelmediği için aklıma, endişeleniyordum kendim için. Şimdi rahatlamaya başladım!