20091118

fincanımla yumruk atabilirdim



yanko design: MUG!
Bir wishlist'im olsaydı, bunu oraya koyardım ve onu edindiğimde beni kızdıran birine fincanımla yumruk atabilirdim.

icon microfiction competition

icon: "stories for the en of the decade"

demirkapı'da


Topkapı istasyonu

Santralistanbul'a toplu taşımayla gitmek için Silahtar'ı bilmek gerekiyor. Silahtarağa'yı bilseniz de, oranın adı toplu taşıma sistemi bünyesinde çalışanlar için Silahtar.

İETT'nin "nereden-nereye-nasıl giderim?" hizmeti, iyi çalışıyor. Yani bir yerden bir yere nasıl gideceğinizden emin değilseniz, Silahtar ve mesela Zeytinburnu yazarak -zamanlar yanlış hesaplanmış olsa da- gideceğiniz rotayı ve otobüs hatlarını öğrenebiliyorsunuz. Haritalarla aranız iyiyse ya da biraz fazla iyiyse ve rotanızı görmeden rahat edemiyorsanız, onu da yapabiliyorsunuz. Tek sorun, otobüslerin diğer toplu taşıma araçlarıyla entegre olmaması. Yani aslında metroya binebilecekken sizi başka bir otobüse yönlendiriyor olması. Ama bu alternatifi de haritadan çıkartabiliyorsunuz.

Neyse, dünya için eski ama İstanbul için o kadar da eski olmayan ve bu şehrin tarfiğinde haliyle çalışması zor olan bu sistemi, sistematik bir Alman kafasıyla kullanabileceğinizi sanıyorsunuz ama elbette o kadar kolay olmuyor. Otobüsler tabii ki, yaklaşmakta olduğunuz durağı önceden haber verip size hazırlanma süresi sağlamıyor, elbette ineceğiniz durağı kaçırabilirsiniz, elbette kaçırabilirim paniği yaşayabilirsiniz, diğer yolcuları ve şoförü sorularınızla taciz edebilirsiniz, ama aslında belki de siz kimseyle iletişim kurmadan gideceğiniz yere gitmek isteyebilirsiniz, ki iett'nin online olarak verdiği hizmetin temel amacı da budur. (belki de siz de sürekli kafanızdaki "olması gereken"den bahsetmeyi kesmelisiniz sayın yazar)



Geyiği kesip asıl konuya dönersek, benim gibi metro sembolünü gördüğünüz gibi -hop!- Topkapı-Habibler (T4) metro hattının Demirkapı istasyonunda kendinizi bulabilir, ardından görevlilerin çeşitli önerileriyle (bu önerilere diğer ana caddeye yürüyüp dolmuşa binmek, yeniden otobüse binmek gibi seçenekler de dahil) Zeytinburnu'na varabilirsiniz. Bu arada "Biz ne metrolar gördük" diyerek paniğe kapılmayabilirsiniz. Zira hedefe kilitlenmek yerine, normalde geçmediğiniz duraklardan geçerken çevrenize bakıp, hakkında atıp tuttuğunuz ama k..nızı kaldırıp da gitmediğiniz yerleri gördüğünüz için iyi hissedebilirsiniz. Bütün işiniz-gücünüz, eşiniz-dostunuzla birlikte İstanbul'da yaşayıp kentin 1930'lardan beri kullanılan kısmına sıkışıp kaldığınız için normalde Sağmalcılar'a gitmiyor olabilirsiniz. Zira üzerinde her konuştuğunuz yerde 5 sene oturamayacağınızı, bunu size söyleyen kişiler de bilmektedir.

Sonuç olarak İstanbul'un kürselleşmesini, nasıl da önemli bir metropol olduğunu, şöyle-böyle geliştiğini, insanların -vah vah- durumunu konuşan kişilerin hiç duymamış olabilecekleri bir semtin ismini önlerine alıp normal bir insan gibi toplu taşımayla oraya gitmelerini öneriyorum. Bunu gerçekten de öneriyorum, böyle bir yazı dizisi olsa, mimarlar, şehirciler, mimarlık tarihçileri kendilerine tesadüfen verilmiş bir semte gitseler... Elbette elinde Paris haritasıyla Barselona gezen bir tür entellektüel kaşif ruh haline kapılmadan... Sonra da bu yolculuklar hakkında ciddi ciddi yazsalar, şok olmadan, hikayeleri olduğundan ilginç hale getirmek için yoksunluk durumlarını abartmadan, durumu tarif etmeyen referanslar verip durmadan, mızmızlanmadan, "cümle içinde "bizim insanımız" gibi kalıplar kullanmadan ya da "onlar"laştırmadan. Ben bunu yapabilecek çok az kişi tanıyorum. (Onların da peşini bırakmıyorum...)

Biri belki geçtiği yerlerin tarihine referans verecektir, ötekisi sosyo-ekonomik durumunu bilecektir, bir başkası geçerken çok etkileyici bir manzara görecektir, belki de bir başkası zaten oradan sürekli geçiyordur ve hep aklından geçen bir şeyler vardır...

Belki de salakça bir fikirdir bu bahsettiğim ama ne zamandır saçma sapan fikirler bile gelmediği için aklıma, endişeleniyordum kendim için. Şimdi rahatlamaya başladım!

20091113

naif star

Ali Yavuz'dan Rogers konferansı değerlendirmesi:

"Peki bunları Richard Rogers söylerken niye inanalım?"

Hiç heyecanlanmadığım, gitmeyi aklımın ucundan bile geçirmediğim halde görüşlerine güveneceğim birinden kişisel bir değerlendirme okuduğuma çok mutlu oldum. Ali'nin yazılarının devamını görmeyi umuyorum.

a Forester and a Countess





20091111

kiptas



kiptaş tanıtım filmi. şaşırtıcı değil, tam da beklendiği gibi.
bu tür konut projelerine, kapalı sitelere, "yeni yaşam alanları" tanıtımlarına ilgi duyanlar göz atabilir.

özel bir durum: kaza ve kader

Since he began photography in 2001, Ali Taptik engages in chronic mid-fictional, semi-autobiographical account of his own life in Istanbul. Through his portraits of people or places, he reinvents special atmosphere, its own history ... In this series started in 2004, Ali Taptik explores possible links between accident and destiny - hence the title Kaza ve Kader. Between the element of chance and fate, he questioned the action of man on the course of his life. His work is in a dialectic of opposites, in a thin gap between the inside and outside, between the private and the public. Inner space, outside space, whose boundaries are blurred, in which he sailed in an incessant comings and goings. Photographs of Ali Taptik so are windows on the world inside a mirror.
fotoğraf
Released : November, 10th 2009
Collection : Hors Collection
English/French
ISBN 13 : 978-2-35046-185-4
Format : 200 x 245
88 pages
Paperback
46 color photos

20091109

II



Reader, blogger, twitter derken teknoloji beni paralize etti. İçinde bulunduğum konforsuz ve geçici olduğu aşikar koşullar da sabrımı tüketti. Geçmiş sonbaharları hep bulanık hatırlıyorum, bunu da öyle yapacağım büyük ihtimalle. Bulanıklık geçinceye kadar yalnızca yapmam gerekenlerle idare edeceğim, ki onlarla baş edebilirsem, şanslıyım demektir.

20091030

yıkım protestosu

"Sancaktepe’de yıkım kararı verilen evlerin tapulu arazilere yapıldığını, yıllardır bu evlerin vergilerinin ödendiğini, su, elektrik, doğal gaz ve telefon aboneliklerinin bulunduğunu söyleyen Taş, "Eğer yıkım kararı alınan evler dere yatağındaysa belediyeler ve ilgili diğer kurumları suç işlemişlerdir" dedi. Grup, açıklamanın ardından olaysız dağıldı."

emlak manşetleri

Eski bir konut projesine bakarken "Nurten Erk Tosuner"in bir yazısına denk geldim. Kendisini Hürriyet'ten tanıyanlar olacaktır. Okuduğum haberin başlığına olduğu kadar içeriğine de güldüm. Baktım ki, bütün başlıklar birbirinden ilginç. Özellikle de Tosuner'in kimi ünlü, başarılı..vs. diye nitelendirebileceğimiz, insanların evlerini merak ettiği tahmin edilen kişileri evlerinde ziyaret ettiği söyleşilerinkiler... Anlaşılan o ki, yazılara başlık bulmak, özellikle de gazetede yayınlanacaksa ayrı bir çaba gerektiriyor: